MATRAH ARTIRIP SÜRESİNDE ÖDEME YAPMAYAN HEM İNCELENECEK HEM DE ÖDEME YAPMAYA DEVAM EDECEK!

Af kanunlarında matrah artırımı düzenlemelerine de yer verilmekte ve matrah artırımı yapıp ödemesini düzenli yapamayan da vergi incelemesinden muaf tutulmakta ve daha fazla oranda gecikme zammı ödemekte idi. Daha önceki matrah artırımı düzenlemeleri bu yönde idi. 7143 sayılı Kanunda bu düzenleme değiştirildi ve süresinde ödeme yapmayanlar için vergi incelemesi yapılabilecek ve beyan edilen vergi tutarı da ödenmeye devam edilecektir.

6736 sayılı kanunun 5’inci maddesinin 4’üncü bendine göre, bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarına göre;

“Hesaplanan veya artırılan gelir, kurumlar ve katma değer vergilerinin bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde ödenmesi şarttır. Bu vergilerin bu Kanunda belirtilen şekilde ödenmemesi hâlinde, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesine göre belirlenen oranın bir kat fazlası oranında uygulanacak gecikme zammıyla birlikte takip ve tahsiline devam olunur.”

7143 sayılı Kanunun 5’inci maddesinin 4’üncü bendine göre, bu maddenin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarına göre;

“Matrah ve vergi artırımının bu Kanunun yayım tarihini izleyen üçüncü ayın sonuna kadar bu maddede öngörülen şekilde yapılması, hesaplanan veya artırılan gelir, kurumlar ve katma değer vergilerinin, peşin veya ilk taksiti bu Kanunun 9’uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen sürede başlamak üzere ikişer aylık dönemler halinde azami altı eşit taksitte bu Kanunda belirtilen süre ve şekilde ödenmesi şarttır. Bu vergilerin bu Kanunda belirtilen şekilde ödenmemesi hâlinde, 6183 sayılı Kanunun 51’inci maddesine göre gecikme zammıyla birlikte takip ve tahsiline devam olunur, ancak bu madde hükmünden yararlanılamaz.”

7143 sayılı Kanunun 5’inci maddesi uyarınca, mükellefler, belirtilen şartlar dâhilinde gelir ve kurumlar vergisi matrahlarını artırarak bu maddede belirtilen süre ve şekilde ödemeleri halinde, kendileri hakkında artırımda bulunulan yıllar için yıllık gelir ve kurumlar vergisi incelemesi ve bu yıllara ilişkin olarak bu vergi türleri için daha sonra başka bir tarhiyat yapılmaz.

Ancak yukarıda yer verdiğimiz düzenlemede görüleceği üzere belirtilen vergi türleri itibariyle matrah artırımı yapıp sonradan incelenmek istemeyen mükellefler ödeme kısmına dikkat etmelidirler.

Matrah artıran mükellefler ödemeyi peşin olarak yapabilecekleri gibi ilk taksitlerini 1 Ekim 2018 tarihine kadar ve diğer taksitlerinin ödemelerini ikişer aylık dönemler halinde altı (5) eşit taksitte yapabileceklerdir. Yani bu halde ödeme vadeleri 1 Ekim/2018 ilk, Kasım/2018 ikinci, Ocak/2019 üçüncü, Mart/2019 dördüncü, Mayıs/2019 beşinci, Temmuz/2019 da altıncı ve son taksit olacaktır.

Matrah artırımından yararlanacak mükellefler ödemelerini aksatmamalıdır. Aksi türlü hem matrah artırımı nedeniyle incelemelerden kurtulamayacaklar, hem de beyanlarını ödemeye devam edeceklerdir.

VERGİ DAVALARINDAN VAZGEÇENLER İÇİN HANGİ HALLERDE ŞARTLAR İHLAL EDİLMİŞ SAYILACAKTIR?

Kanunun 3’üncü maddesinden (kesinleşmemiş ve dava safhasında bulunan alacaklar) yararlanmak için başvuruda bulunan ancak, Kanunda belirtilen ödeme şartını yerine getirmeyen borçlulardan;

– 213 sayılı Kanun kapsamındaki alacaklar için ilk tarhiyata esas teşkil eden vergi ve ceza tutarları ile gecikme zammı ve gecikme faizleri,

– Kanunun 1’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamına giren idari para cezaları için idari yaptırım kararında yer alan tutar ile bunlar üzerinden hesaplanan fer’ileri, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilecektir.

Ancak, 18.05.2018 tarihinden önce verilmiş olan en son yargı kararının tarhiyatın tasdikine ilişkin olması hâlinde bu karar üzerine tahakkuk eden alacak tutarları esas alınacaktır. Bir başka anlatımla, tasdik kararı üzerine yapılan tahakkuk işleminde herhangi bir değişiklik yapılmayacaktır.

213 sayılı Kanun kapsamındaki alacaklardan ilk tarhiyat tutarı esas alınarak takip edilecek olanlar, vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarih esas alınarak dava açma süresinin son günü itibarıyla tahakkuk ettirilecek, bu tarihten itibaren 1 ay sonrası ise alacakların vade tarihi olacaktır. Gecikme zamlarının, amme alacağının vade tarihinden tahsil tarihine kadar geçen süre için hesaplanacağı tabiidir. Kanunun 1’inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamına giren idari para cezaları ise idari yaptırım kararının tebliğine bağlı olarak oluşan vade tarihleri esas alınmak suretiyle ve özel kanunlarında düzenlenmiş olan fer’i alacakları da dikkate alınarak takip edilecektir.

Bu düzenleme ile davadan vazgeçip ödeme şartlarını ihlal edenlere (bir yılda ikiden fazla taksiti aksatanlara) çok ciddi bir yaptırım getirilmekte ve işlemde başa dönülmektedir. Örneğin, dava aşamasında olan ve dava konusu 1.000.000 TL vergi aslı, 1.000.000 TL vergi cezası ve gecikme faizi olan bir davadan vazgeçilmiş ve vergi aslının yarısı (500.000 TL) ile Yİ-ÜFE ödenecek iken başa dönülerek 1.000.000 TL vergi ve 1.000.000 TL vergi cezası ve gecikme faizi/zammı tamamen ödenmek zorunda kalınacaktır. Bu konuda 7143 sayılı Kanun diğer kanunlardan farklı hükümler içermektedir. Bu nedenle davadan vazgeçeceklerin ödeme konusuna çok dikkat etmesi gerekmektedir.

İlk tasksit ödeme süresinin son günü de 1 Ekim 2018 tarihidir.

Sözleşmelerde Bedelin TL Olarak Belirlenmesine İlişkin Basın Duyurusu.

Bilindiği üzere, 13.09.2018 tarihli 30534 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yayımı tarihinde yürürlüğe giren Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair 12.09.2018 tarihli ve 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 07.08.1989 tarihli ve 32 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Karar’da (32 sayılı Karar) Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında yapacakları sözleşmelere yönelik bazı düzenlemeler yapılmıştır.

Söz konusu düzenlemelerin kapsamı değerlendirilirken öncelikle dikkat edilmesi gereken husus, yapılan düzenlemelerin yalnızca 32 sayılı Karar’da tanımlanan Türkiye’de yerleşik kişiler arasında yapılan sözleşmeleri içermesidir.

Diğer taraftan, Geçici Madde 8 uyarınca bu kararın (85 sayılı CB kararı) yayımından önce bedelleri döviz cinsinden belirlenmiş ancak yeniden Türk Lirası olarak belirlenecek mevcut akdedilmiş sözleşmelerin kapsamı oluşturulurken, yine sözleşmenin akdedilme tarihinde her iki tarafın da Türkiye’de yerleşik kişi olması hususunun göz önüne alınması gerekmektedir.

Öte yandan, bahse konu düzenlemede yer alan her iki madde hükmü ile, yeni yapılacak veya mevcut akdedilmiş sözleşmelerle ilgili olarak, Bakanlığımızca uygun görülen bazı hallerin istisna tutulabileceği de hüküm altına alınmıştır.

Bakanlığımızca istisna tutulacak hallerin kapsamı belirlenirken, döviz cinsinden girdi maliyetler veya yükümlülükler değerlendirmeye alınacak hususların başında gelmektedir.

Örneğin, 32 sayılı Karar’ın döviz kredilerinin kullanımını düzenleyen 17 ve 17/A maddeleri uyarınca herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulmaksızın döviz kredisi kullanabilen ve dolayısıyla döviz cinsinden yükümlülük altına giren Türkiye’de yerleşik kişilerin yaptığı sözleşmeler, bu kapsamda dikkate alınacaktır. Bu itibarla, söz konusu düzenlemeye ilişkin kapsam, ekonomik faaliyeti sıkıntıya sokmayacak şekilde, ilgili kamu kurumlarımızın ve diğer paydaşların görüşleri de dikkate alınarak en kısa süre içerisinde belirlenecek ve Bakanlığımız tarafından duyurulacaktır.

Kamuoyuna duyurulur.

Ödeme Emrine Karşı Açılacak Davada İleri Sürülebilecek Olan “Böyle Bir Borcu Olmadığı” İddiasına İlişkin Emsal Karar

“Davacı tarafından kurumlar vergisi beyannamesinin verilmediğinin tespit edilmesi üzerine takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden salınan cezalı tarhiyatın tebliğ edildiği, dava konusu edilmemesi üzerine kesinleşen kamu alacağının tahsili amacıyla dava konusu ödeme emrinin düzenlenip tebliğ edildiği,

……davacının uyuşmazlık konusu dönemde faaliyette olduğu hususunun ortaya konulamadığı, dolayısıyla, yeterli ve somut tespitler içermeyen takdir komisyonu kararı dayanak alınarak salınan cezalı tarhiyatta hukuki isabet bulunmadığından, tahsil için düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davada ileri sürülen iddiaların da böyle bir borcum yoktur iddiası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği”

(Danıştay 4.Daire E:2010/1165 K:2013/1068)

Sahte Fatura Tespitinde Katma Değer Vergisi

Hazır beton üretimi ve inşaat malzemeleri ticareti işi ile uğraşan şirket hakkında sahte fatura kullanarak haksız katma değer vergisi indiriminde bulunulduğundan bahisle yapılan tarhiyatın varsayıma dayalı olduğu, yeterli tespit bulunmadığına ilişkin bir karar;

“……(X) şirketi tarafından davacı şirket adına düzenlenen faturaların …gerçekte yapılmayan mal ve hizmet ifasına ilişkin olduğunun tespit edilmesi nedeniyle söz konusu fatura tutarların ….isabet eden indirimlerinin kabul edilmesinin mümkün olmadığından bahisle cezalı tarhiyat yapılmış ise de; (X) şirketinin vergi dairesinde mükellefiyet kaydının devam ettiği, kum ve çakıl ocağı ile araç ve makina parkının bulunduğu, söz konusu faturaların gerçek dışı düzenledikleri hususunun somut bilgi ve belgelerle ortaya konulmadığı, yalnızca, (X) şirket yetkilisinin ifadesinin esas alındığının anlaşıldığı”

(Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu E:2006/3 K:2006/77)

Yeminli Mali Müşavir Sorumluluğu – 3

213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 227’nci maddesi ile 3568 sayılı Kanunun 12’nci maddesinde yer aldığı üzere, yeminli mali müşavirlerin yaptıkları tasdikten sorumlu tutulabilmesi için, tasdikin doğruluğu için gereken özen ve dikkatin gösterilmemesi, bunun sonucunda vergi ziyaı çıkması ve bunun yeminli mali müşavir ile mükellefin ortak kusurundan kaynaklanması gerektiği,

……..

Davacı yeminli mali müşavirin şirket kayıtlarındaki tespitlerden hareketle düzenlediği ek tasdik raporunu vergi dairesine vererek ilk tam tasdik raporunu bertaraf ettiği ve davalı idarenin bu rapora dayanarak inceleme başlattığı dikkate alındığında, davacının gerekli özeni göstermediğinden ve mükellef ile ortak kusurla vergi ziyaına sebebiyet verdiğinden söz edilemeyeceğinden müteselsil sorumlu tutulamayacağı,

(Danıştay 4.Daire E:2008/2262 K: 2010/6319)

Yeminli Mali Müşavir Sorumluluğu

Yeminli mali müşavir olan davacının, 1997 yılı için tam tasdik sözleşmesi imzaladığı, ancak …..1997 tarihinde sözleşmesinin fesh edilmesi nedeniyle tam tasdik raporu düzenleyemediği X Ltd Ştinin ticari ilişkide bulunduğu Y şirketinin yeminli mali müşavirine gerçeği yansıtmayan bilgiler vererek haksız yere katma değer vergisi iadesi ödenmesine, …..neden olduğu ileri sürülerek adına ….esas alınarak tarh edilen vergi ve cezaların 3568 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca müştereken ve müteselsilen sorumlu sıfatıyla tahsili amacıyla dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği ,

Anılan Kanun maddesinde …..yeminli mali müşavirlerin sözleşme imzalamadıkları mükellef müşavirlerine gerçeği yansıtmayan bilgi vermeden dolayı ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan diğer mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını belirten bir düzenlemeye yer verilmemiştir.

Bu durumda, yasal olarak davacıdan istenilmesine olanak bulunmayan vergi ve ve ceza ile hesaplanan gecikme faizinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinde isabet görülmemiştir. (Danıştay 4.Daire E:2003/2046 K:2004/909)

Sevk İrsaliyesi, Müstahsil Makbuzu ve Serbest Meslek Makbuzu …

Sevk İrsaliyesi, Müstahsil Makbuzu ve Serbest Meslek Makbuzu Belgelerinin Elektronik Ortamda Düzenlenme, İletilme ve Muhafazasına İmkan Veren Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ Taslağı Hazırlandı.

Yaygın olarak kullanılan belgeler arasında yer alan “sevk irsaliyesi”, “müstahsil makbuzu” ve “serbest meslek makbuzu” belgelerinin kağıt belge yerine, elektronik ortamda; elektronik belge olarak düzenlenmesi, iletilmesi ile muhafaza ve ibraz edilebilmesine ilişkin Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği taslağı hazırlanmıştır.

Bu taslağın geliştirilmesi ve yayımlanmaya hazır hale getirilmesi için Başkanlığımızca çalışmalar devam etmekte olup mevcut taslakta yer alan konuların geliştirilmesi, değiştirilmesi veya katkıda bulunulması ile ilgili görüş ve önerilerinizi, 22.09.2017 tarihine kadar ebelgetaslak@gelirler.gov.tr e-posta adresine iletebilirsiniz.

Söz konusu Tebliğ Taslağı için tıklayınız.

Açıklayıcı bilgi notuna ulaşmak için tıklayınız.